Avcılar Escort
bayan escort
Kayaşehir Escort
bayan escort
Bahcesehir Escort
bayan escort
kayaşehir Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Bayan Escort
bayan escort
Bahçeşehir Escort
bayan escort
Avcılar Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Kapalı Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
Anal Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
yen escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
Home » istanbul escort » şahane hatalarım bölüm-2

şahane hatalarım bölüm-2

 

şahane hatalarım bölüm-2
New York’u tercih ediyorsunuz ama başından itibaren ters gidi-
yor. JFK Havalimanı’na geç iniyorsunuz, sıcaklık ve gürültü tokat
gibi çarpıyor, mideniz hâlâ uçakta verilen yemeklerle boğuşuyor ve
bavulunuz kayıp. Oryantasyon müdürünün sizi karşılaması gereki-
yordu ama anlaşılan hiç gelmemiş ya da gelip beklemeden gitmiş.
Bu nedenle Manhattan’a kadar pahalı bir taksiye binmek zorunda-
sınız. Taksi şoförü ya sizi yanlış anlıyor ya da pisliğin teki ve sizi
şehrin tuhaf bir yerinde bırakıyor. Hariem mi yoksa? Brooklyn?
Gerçekten bilmiyorsunuz.
Başka bir taksi bulmaya çalışırken, birkaç çocuk sizinle ko-
nuşmaya başlıyor. Bir tanesinin yüzü boksör yüzü gibi, burnu basık
ve gözleri gece kuşu gibi yeşil. “Hey, bayan,” diye soruyor, “Vaktin
var mı?” Gözleri, mağaralarındaki yeşil goblinler gibi, ileri geri gidip
geliyor. Melodik bir sesi var. “Hey-ba-yan. Hey-ba-yan.” Onu duy-
mazdan geliyorsunuz ve taksi yakalamak için elinizi şiddetle hava-
da sallıyorsunuz. Hepsi birden aynı anda hareket etmeye başlıyor;
birisi omzunuzdan çantanızı kapıyor, diğer ikisi küçük el çantanızı
alıyor ve kaçıyor. Onları yarım blok kadar kovalıyorsunuz – yakala-
sanız ne yapacaktınız? – ama sonra duruyorsunuz, kalbiniz küt küt
atıyor, avuçlarınız terliyor. Şehrin gürültüsü etrafınızı sarıyor. Her
şey çalındı. New York’a geleli iki saat bile olmadı ve sahip olduğu-
nuz her şey gitti.
83Bu noktadan sonra bütün ayrıcalığınızı kaybediyorsunuz. Geçici
olarak kalacağınız yer, içinde omurgası çökmüş bir yatak olan,
ştfonyeri bulunmayan küçücük bir oda. Gireceğiniz dersler şimdilik
kampüsten o kadar uzak bir yerde ki, oraya ulaşmak için üç kez
tren değiştirmek zorundasınız. Ayrıca sınıfınız, cüruf briketinden
yapılmış sauna sıcaklığında bir halkevinin bodrum katında. Sizin
dersiniz zorunlu, bu nedenle dersteki öğrenciler çoğu zaman uyuyor
ya da başka ödevler yapıyor veya cep telefonunda oyun oynuyor.
Okuldan sonra diğer öğretmenlerle bir yerlere giderek avunu-
yorsunuz; hepsi de aynı su alan gemide sıkışıp kalan yeni mezun-
lar. Chelsea’da bir İtalyan lokantasındaki içip-söylenme seansla-
rından birinde barmen Rocky ile tanışıyorsunuz. On sekiz yaşında
görünüyor ve size bir bardak, tatlı şurupsu grappa adında İtalyan
içkisi ısmarlıyor. Parlak kahverengi gözleri, zarif bir şekilde yontul-
muş elleri ve gülerken kendini tutmasına neden olan çarpık bir dişi
var. İkiniz flört ediyorsunuz ve fısıldaşıyorsunuz. Sonunda arkadaş-
larınız eve gidiyor ve orada onunla yalnız kalıyorsunuz.
Bar kapandıktan sonra, birlikte sokaklarda yürüyorsunuz, ko-
nuşuyorsunuz, gülüyorsunuz. Sizi öpüyor. Onunla birlikte eve git-
menizi öneriyor. Dışarısı serin, gökyüzünde ay görünmüyor. Rüzgâr,
yapraksız çıplak ağaçların arasından esiyor. Her şeyin soğuk oldu-
ğu bir yerde o sıcacık, fakat yabancı tehlikesine karşı dikkatli olun!
Bu çocuğu tanımıyorsunuz; her hangi biri olabilir ve her şeyi yapa-
bilir. Kim bilir nerede olan dairesinde size saldırsa, size kim yardım
edebilir? Dairesinde sizi öldürse, gazetelerde muhtemelen “AH-
LAKSIZ KADIN HAK ETTİĞİNİ BULDU” başlığıyla ölüm ilanınızın çık-
masını kim durdurabilir?
Rocky ile eve gidecekseniz, 64. Bölüme gidiniz (sayfa 169)
Kendi dairenize dönecekseniz, 65. Bölüme gidiniz (sayfa 173)
8417. Bölümden..,
New York’u tercih ediyorsunuz ama başından itibaren ters gidi-
yor. JFK Havalimanı’na geç iniyorsunuz, sıcaklık ve gürültü tokat
gibi çarpıyor, mideniz hâlâ uçakta verilen yemeklerle boğuşuyor ve
bavulunuz kayıp. Oryantasyon müdürünün sizi karşılaması gereki-
yordu ama anlaşılan hiç gelmeımiş ya da gelip beklemeden gitmiş.
Bu nedenle Manhattan’a kadar pahalı bir taksiye binmek zorunda-
sınız. Taksi şoförü ya sizi yanlış anlıyor ya da pisliğin teki ve sizi
şehrin tuhaf bir yerinde bırakıyorr- Harlem ml yoksa? Brooklyn?
Gerçekten bilmiyorsunuz.
Başka bir taksi bulmaya çalışırken, birkaç çocuk sizinle ko-
nuşmaya başlıyor. Bir tanesinin yüzüü boksör yüzü gibi, burnu basık
ve gözleri gece kuşu gibi yeşil. “Heyy. bayan,” diye soruyor, “Vaktin
var mı?” Gözleri, mağaralarındaki yceşil goblinler gibi, ileri geri gidip
geliyor. Melodik bir sesi var. -Hey-tba-yan. Hey-ba-yanOnu duy-
mazdan geliyorsunuz ve taksi yakalanmak için elinizi şiddetle hava-
da sallıyorsunuz. Hepsi birden aynı anda hareket etmeye başlıyor;
birisi omzunuzdan çantanızı kapıyor, diğer ikisi küçük el çantanızı’
alıyor ve kaçıyor. Onları yarım blok kadar kovalıyorsunuz – yakala-
sanız ne yapacaktınız? – ama sonra duruyorsunuz, kalbiniz küt küt
atıyor, avuçlarınız terliyor. Şehrin gürültüsü etrafınızı sarıyor. Her
şey çalındı. New York’a geleli iki sasî bile olmadı ve sahip olduğu-
nuz her şey gitti.
83

Cevap bırakın