Avcılar Escort
bayan escort
Kayaşehir Escort
bayan escort
Bahcesehir Escort
bayan escort
kayaşehir Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Bayan Escort
bayan escort
Bahçeşehir Escort
bayan escort
Avcılar Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Kapalı Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
Anal Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
yen escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
Home » istanbul escort » O BENİM MELEĞİM – 8 –

O BENİM MELEĞİM – 8 –

PATRONDAN SARI HASAN’A FİRÇA

Vakit geceyansını çoktan geçmişti. San Hasan’ın cep telefonu acı acı çaldı. Yeniköy sırtlanndaki malikanesinde havuz başına oturmuş Boğaz‘ın güzelliklerini seyredip düşüncelerfe dalmış olan Sarı Hasan, keyfini bozan telefona küfürü basarak uzandı ve açtı. Bu saatte hangi münasebetsiz onu rahatsız etmeye cesaret edebilirdi?

“Merhaba Hasan, ben Bahadır.”

“İyi akşamlar patron, salgılarımı lütfen kabul buyurun. Bu saatte ben kölenizi aramanıza ne sebep oldu acaba?”

^’Sulu yağcılığı bırak Hasan. İşin gibi yağ çekmesini de be-ceremiyorsun.”

“Ne kusurumuz oldu Bahadır Bey?”

“Bir de soruyor musun beceriksiz yaratık?”

“Bir şey anladıysam arap olayım patron.”

“Geri zekalı yaratık, kıça sürülecek aklın olsaydı anlardın. Zaten anlamana da gerek kalmaz, adamlanna sahip olurdun, öyle ulu orta çenelerini açmaya cesaret edemezlerdi.” “Kim kime ne demiş patron?”

“Şu senin Otçu Avni denen salak bülbül gibi ötmüş.” “Olamaz, adamı ortadan kaldırdık.”

“Geç kalmışsın geç.”

“Polise mi ötmüş?”

“Keşke öyle olsa, daha beterini yapmış.”

“Daha beteri ne olacak?”

“İsmlail Parin diye bir gazeteci tanıyor musun?”

“Evet, sıkı polis muhabiridir.”

“İşte ona ötmüş.”

“Nasıl, ne zaman?”

“Onu da ben mi öğreneceğim hayvan herif. Adam İzmir’e gelmiş savcı gibi beni sorguya çekmeye çalıştı. Ne yap yap bu adamı hallet. Bu işin peşini bıraksın. İkimizden biri yanarsa öteki de yanar, unutma.”

“Unutmam patron, bu adamı çok kısa sûrede hallederim.” “Halledemezsen yananz. Seni ben yarattım, kapımda köpeksin, unutma bunu. Köpeklerin sadık olduğunu hep hatırla.” “Hatırlarım efendim.”

Telefonu kapattıktan sonra San Hasan geniş bahçede dolaşmaya başladı. Ne yapacağını bilemiyordu. Daha doğrusu ne yapacağını biliyor, nasıl yapacağını kestiremiyordu. Bu İsmail Parin denen adam mutlaka ortadan kaldınlmalıydı. Ölüler konuşmazdı. Bu işi sabaha çözmeye karar vererek metresinin uyuduğu yatak

odasına yöneldi. Sinirini ancak çılgınca sevişmek yatıştırabilirdi. ■ ★★★

İsmail Parin, İzmir’e her gidişinde yaptığı gibi Kısmet Ote-li’ne yerleşmişti. Çok severdi bu oteli. Gece yansından sonra odasına çıkıp yatağa uzandı. Bir türlü uyku tutmuyordu. İçgüdülerinin kendisini asla yanıltmadığına inanarak İzmir’e

gelmiş, büyük bir patronu sorguya çekmeye kalkmış, adamı sinirlendirmekten başka bir şey elde edememişti. Gerçi bu da birşeydi, sinirlenmek pek çok şeyin göstergesi olabilirdi. Peki ama günün birinde birisi çıkıp kendisinin mafyayla ilişkisi olduğumu söylese ne yapardı? Sinirlenmez miydi? Elbette sinirlenirdi. Herkes sinirlenirdi böyle bir şeye. Bahadır Şaroğlu’nun sinirlenmesi hiçbir şeyin göstergesi değildi. Adamın kendi kendini ele vermesi, mafyayla ilişkisi olduğunu söylemesini beklemek safdillikten öteye tek kelimeyle aptallıktı, evet aptallık.

Birdenbire Esra Kalkancı aklına geldi. Kızdan haber çıkmamıştı. Çıksa da bilemezdi. Sabahın köründe evden çıkmıştı ve ertesi gün dönecekti. Saatin çok ilerlemiş olmasına aldırmadan kızın telefonunu çevirdi. Karşısına yine telesekreter çıkmıştı. Bir not daha bıraktı. Sonra evini aradı, telesekreterinde-ki mesajlan dinledi. Esra aramamıştı. Bu kızı mutlaka bulmalıydı. İçgüdüleri bu sefer de bu kıza yöneltiyordu Parin’i. Esra’dan birşey öğrenemese bile güzel aşk saatleri yaşaması ihtimal da-hilindeydi ki bu bile Parin’e yeter de artardı bile. Sabaha yakın saatlerde sıkıntılı bir uykuya daldı. Korkunç rüyalar görüyor, canavarlarla boğuşuyordu. Birkaç saatlik uykudan sonra ömrü boyunca bu kadar tatsız bir gece geçirmediğini düşünerek duşa girdi ve İstanbul’a dönmek için havaalanına doğru yola çıktı. Canı İzmir bürosundaki dostlanna uğramak bile istememişti…

İsmail Parin, uçaktan iner inmez gazeteye gitti. Herşey olağandı. Rutin haberlerin dışında en ufak birşey yoktu. Sanki koca şehirde yaprak kıpırdamıyordu. Canı sıkılan Parin, arabasına atladı ve nereye gittiğini bilmeden kentte dolanmaya başladı. Bir ara kendini Kanlıca sırtlanndaki Mihribat Korusu’nda buldu. Bir süre Boğaz’ı seyrederek zihnini dağıtmaya çalıştı. Korunun temiz havasını zehirlemek istercesine zincirleme sigara içiyordu.

Bir süre sonra yine yollara düştü Parin. Günbatımını Ana-dolukavağı sırtlanndaki Yoroz Kalesi’nde seyretmeyi kafaya koymuştu. Ceneviz döneminden kalma kalenin surlarındaki tek kişilik delikten içeri girince muhteşem bir günbatımı manzarasıyla karşılaştı. Boğazda ring seferi yapan şehirhattı vapurlan, dev tankerler, balıkçı kayıkları gözlerinin önünde küçücük ka-

ncalar gibi gidip geliyorlardı. Uzun süre bu manzaraya daldı gitti. Güneş battıktan sonra kaleden aynlıp Anadolukavağı iskelesinin yanındaki meyhanenin yolunu tuttu. Hafta içi olduğu için meyhane tenhaydı. Cam kenanndaki bir masaya oturdu. Denizi, gemileri seyrederek, dalgalann sesini dinleyerek keyifli bir rakı sofrasının tadını çıkarmaya başladı.

Parin eve geldiğinde vakit neredeyse geceyansıydı. Yatıp güzel bir uyku çekmekten başka birşey düşünemiyordu. Sabaha kadar deliksiz bir uyku çekti. Rüyasında Esra’yla birlikte

mutlu saatler geçirmeyi de ihmal etmemişti.

★★★

San Hasan, sabahın erken saatinde villasındaki çalışma odasına girdi. Telefonun başına oturup en yakın adamlan-nı, kurmaylannı aradı. Acilen toplanmalan gerekiyordu. Önemli bir infazı kusursuz olarak gerçekleştirmek zorundaydılar.

Saat 10.00’da San Hasan ve kurmayları üs olarak kullandık-lan taşımacılık şirketinin Mecidiyeköy’deki bürosunda toplanmışlardı. Hepsi ne olup bittiğini merak ediyorlardı. Patronun sabahın köründe kendilerini bizzat arayıp toplantıya çağırması için çok önemli bir sebep olmalıydı. San Hasan toplantı odasına girdiğinde yüzünden düşen bir parçaydı. Gözleriyle odada-kileri şöyle bir taradıktan sonra konuşmaya başladı.

“Beyler, neler olup bittiğini kim anlatacak bana?”

“Neyi öğrenmek istiyorsun patron?”

“Dedikoducu kanlar gibi önünüze gelenle neden herşeyi konuştuğunuzu merak ediyorum.”

Odada derin bir sessizlik oldu. Kimse birşey anlamamıştı ama ortada ciddi bir durumun olduğu belliydi. En sonunda Sa-n Hasan’ın yakın ve güvenilir adamlarından Kirpi Remzi sormaya cesaret etti:

“Kim kime ne söylemiş patron?”

“Sende mi bilmiyorsun Kirpi?”

“Hiçbirimizin birşeyden haberi yok patron.”

“Avni köpeğinden başka gazetecilerle konuşan var mı?”

“Avni dışanya ötmüş mü?”

“Ötmüş ki nasıl ötmüş. En olmayacak adama, gazeteci Is-

mail Parin’e ötmüş. Neredeyse İzmir merkezini açığa çıkanyörmüş, paçayı reisin dirayeti saresinde kurtarmışız.”

Odada korkunç bir sessizlik oldu. Masanın etrafında örgütün yapısını tam olarak bilen altı kişi vardı. Herkes birbirini süzüyor, hiçbiri duyduklanna inanamıyordu. İçlerinden ihanet edecek kimse çıkmazdı. Sonunda Kirpi Remzi konuşmaya cesaret edebildi.

“Patron, bizim içimizden hain çıkmaz, bilirsin. Birimiz yok olursak hepimiz yok oluruz. Birbirimize güvenmek zorundayız.”

“Peki Avni’nin yediği halta ne diyorsun?”

“Onun işi zaten bitmişti. Bir senede üç kere içeri girmişti.”

“Bu gazeteciyle ne zaman konuşmuş olabilir?”

Odada yine bir sessizlik oldu. Kimse verecek bir cevap bulamıyordu. Sonunda Fırtına Sedat söze girdi.

“Patron, benim aklıma bir şey geldi. Yakın bir dostum bana bir şey fısıldamıştı. Bizim Avni’nin nezarete alındığı gün bu İsmail Parin denen gazeteci bir trafik polisini dövmüş, onu da nezarete atmışlar. O sırada bir şeyler olmuştur sanınm.”

“Gazetecileri ne zamandan beri nezarete atıyorlar?”

“Polis dövünce atarlar patron.”

“Haklı olabilirsin. Kim şu senin kaynağın?”

“Şu kimyager var ya patron, o söyledi. O gün o da içerdey-miş. Hatta gazeteciyle Avni’yi o tanıştırmış.”

“Bunu şimdiye kadar neden söylemiyorsun?”

“Önemli olduğunu düşünemedim.”

“Fazla düşünmek iyi değildir. Bütün bildiklerinizi bana söyleyeceksiniz, ben değerlendireceğim. Kaç kere söyleyeceğim bunu mankafalar? Bir kere şu kimyageri ortadan kaldınn. Herkese ibret olsun bu itin sonu. Bu tamam da gazeteci ne olacak?”

Mekanik konulara çok meraklı olan Kıvırcık Rasim atıldı bu kez ortaya:

“Onu bana bırak patron. Arabasıyla öyle bir oynanm ki ne zaman, nasıl öldüğünü kendisi bile anlayamaz.”

“Bomba mı koyacaksın?”

“Yok patron, ben öyle kaba şeyler yapar mıyım? Arabanın fren ve debriyajıyla öyle bir oynanm ki çevre yolunda ya da Barbaros Bulvarı üzerindeyken neye uğradığını anlayamadan

bir kaza yapıp ölüverir. Öyle bir düzenek kuracağım ki kaza olduğu anda yangın da çıkacak.”

“Göster bakalım marifetini. Başka bir şey yoksa toplantı bitti beyler.”

istanbul Şişli escort bayan,
istanbul Şişli escort bayan

Cevap bırakın