Avcılar Escort
bayan escort
Kayaşehir Escort
bayan escort
Bahcesehir Escort
bayan escort
kayaşehir Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Bayan Escort
bayan escort
Bahçeşehir Escort
bayan escort
Avcılar Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Kapalı Escort
bayan escort
Beylikdüzü Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
Anal Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
yen escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
Yeni Escort
bayan escort
istanbul Escort
bayan escort
Home » istanbul escort » O BENİM MELEĞİM-5

O BENİM MELEĞİM-5

O BENİM MELEĞİM-5

“Bu son, bir daha senin için kılımı bile kıpırdatmam, anladır* mı?”

“Anladım müdürüm. Bugün bana bir kıyak yapar mnm?”

“Neymiş o?”

“Bugün gazeteye gel meşem de biraz dinlenip kafamı top-. las^m diyordum, ne dersin?”

“Ne halin varsa gör, oldu mu?”

“Oldu müdürüm, sağoJ.”

EMANETİ YERİNE ULAŞT1RMAÜ

Parin, Faruk’tan aynlır aynlmaz Levent’teki evinin yolunu tuttu. İlk işi ılık bir duş yapıp kahvaltı etmek oldu. Çayından son yudumu aldığında gözleri kapanmaya başlamıştı. Doğruca yatağa gidip kendisini uykunun kollanna bıraktı.

Uyandığında akşam olmak üzereydi. Mutfakta kendine bir kahve yaparken mutfak tezgahının üzerine bıraktığı madalyonu gördü. Birdenbire aklına Avni’ye verdiği söz geldi. Evet, ilk iş olarak bu emaneti yerine ulaştırmalıydı. Üstüne üstlük büyük patron San Hasan’ın kısa bir süre için de olsa sekreterliğini yapan Esra Kalkancı’dan birşeyler öğrenme ihtimali vardı. Kızın hiç önem vermeyeceği bilgi kınntılan bile bu çete hakkında birtakım yeni bilgilerin ortaya çıkmasına neden olabilirdi. Son yıllarda uyuşturucu piyasasının tek hakimi haline gelen San Hasan, Parin’in ilgisini şiddetle çekiyor ve bu çeteyi ortaya çıkarmak, ipliğini pazara sürmek için can atıyordu. Kahvesini alıp telefonun başına oturdu, numarayı çevirdi. Karşısına bir telesekreter çıkmıştı, bu makinelerle konuşmayı hiç sevmezdi ama çaresiz not bırakacaktı. Otçu Avni’den bir emanet getirdiğini, mutlaka görüşmeleri gerektiğini söyleyip numarasını bıraktıktan sonra telefonu kapattı. Artık beklemek zorundaydı. Beklemeyi hiç sevmezdi ama bazen çaresiz kalıyor ve içi içini yiyerek bekliyordu. Yine böyle olacaktı. Televizyonu açıp kanallar arasında zapping yapmaya başladı. Zaman ağır aksak akıp giderken oturduğu yerde uyuya kaldı. Ne de olsa rahatsız bir gece geçirmişti.

RÜYALAR BAZEN GERÇEK OLUR…

Telefon çaldığında tuhaf mı tuhaf bir rüya görüyordu. Bir gece önceki nezarethanedeydi. Çevresi yine ipsiz sapsızlarla doluydu. Birden kapı açılıyor ve bir ışık halesinin içinde dünya güzeli bir kız içeri giriveriyordu. Nezarethanede-kilerin ağzının suyunun akmasına neden olan bu dünya güzeli, herkesi inceden inceye gözden geçirdikten Sonra İsmail Parin’i sevindirmeye karar veriyordu. O andan itibaren çevrelerindeki herkes ortadan siliniyor ve ikisi çılgınca sevişmeye başlıyorlardı. Kız, elleriyle Parin’i soyuyor, bütün vücudunu öpüp okşuyor, dolgun memelerini emdiriyor, Parin’in erkeklik organını okşuyor, öpüyordu. Bu sarışın, yeşil gözlü dilberle inanılmaz güzellikte anlar yaşayan Parin, zevkin doruklarında geziniyordu. Kız, artık sevişemez hale gelen İsmail ile oral seks yapmaya başladığında telefon acı acı çalmıştı. Organı kızın ağzının sıcaklığında zevkten zevke koşan Parin’in rüya aleminden kurtulup telefonu açması hiç de kolay olmamıştı. Aklı yanm kalan rüyadaydı ama olan olmuştu artık.

“Alo, ben İsmail Parin, buyurun.”

“İyi akşamlar İsmail Bey, ben Esra Kalkancı”

“Anlayamadım, kim dediniz?”

“Esra Kalkancı, beni arayıp not bırakmışsınız. Avni’nin bir emaneti varmış sizde.”

“Evet, evet Esra Hanım, sizi aramıştım. Nasıl ve ne zaman buluşabiliriz acaba?”

“Avni size ne verdi?”

“Bir madalyonu size ulaştırmamı istedi.”

“Nerede gördünüz Avni’yi?”

“Dûn akşam emniyette nezarethanede beraberdik.”

“Yoksa siz de o çetenin adamımısınız?”

“Hayır, ben gazeteciyim ve bu tip adamlann düşmanıyım. Nezarete de sırf Avni’yle konuşmak için girmiştim.”

“Size nasıl ve neden inanmamı bekliyorsunuz?”

“Anladığım kadarıyla Avni size büyük bir önem veriyor. Onun için özel bir kişi olduğunuza eminim. Bana güvenme-

şeydi bu madalyonu size benimle göndermezdi.”

“Basit bir madalyonu göndermek için neden güvenilir birisini arasın? Üstelik emin kişilerin nezarethanede ne işi olabilir?”

“Avni sizi şu bahsettiğiniz çeteden korumak istediğinizden söz etmişti bana.”

“Yani bir süre San Hasan’ın yanında çalıştığımı biliyorsunuz.”

“Evet”

“Peki Avni’nin benimle ilişkisinin derecesinden haberdar mısınız?”

“Hayır, en ufak bir fikrim yok. özel olabileceğini düşünerek hiç sormamayı tercih ettim.”

“Anlıyorum ama yine de size ne kadar güvenebileceğimi kestiremiyorum.”

“Bence biraz hislerinize güvenin ve onlann gösterdiği yönde hareket edin.”

“Siz hislerinize güvenir misiniz?”

“Evet, kesinlikle. Histerim beni bugüne kadar hiç yanıltmadı.”

“Pekala İsmail Bey, bu seferlik hislerimi dinleyeceğim. Avni size güvendiyse ben de güvenebilirim. Bir saat sonra Lütfü Kır-dar Kongre Merkezi’ndeki Borsa Lokantası’nda buluşalım mı?”

Tamam Esra Hanım, yalnız birbirimizi nasıl tanıyacağız?”

“Ben sizi bulurum İsmail Bey.”

“Nasıl bulacaksınız?”

“Sizi gazetedeki fotoğraflannızdan tanıyorum. Erken giden diğerini barda beklesin, olur mu?”

“Olur, olmaz mı hiç?”

“O zaman bir saat sonra görüşmek üzere şimdilik iyi geceler.”

“Size de Esra Hanım.”

Telefonu kapatan Parin, alelacele traş olup giyindi ve arabasına atlayıp yola koyuldu. Ateş denen bacaksız bir gece önce arabayı eve getirip anahtan posta kutusuna atmayı akıl etmekle iyi bir iş yapmıştı. Her zaman olmasa da arada sırada kafası çalışıyordu bacaksızın.

Cevap bırakın