Home » Güncel Haberler » O BENİM MELEĞİM-3

O BENİM MELEĞİM-3

O BENİM MELEĞİM-366

leceği parlak bir kimyagerdi Kamil Taşar. Ama uyuşturucu çetelerinin cazip tekliflerine dayanamayıp fabrikanın deposundan yürüttüğü hammaddeleri yeraltı dünyasına satmaya başlamıştı. Bu satışlar birkaç yüz gramla başlamış, birkaç kiloya çıkmış sonunda çuval hesabına gelip dayanmıştı. Bu durumda Kamil’in yakalanması uzun sürmemiş ve hayatı sönmüştü. Artık uyuşturucu bağımlısı ve küçük bir satıcı parçasıydı. Zırt pırt gözaltına alınmaya alışmış, nezarethane ve hapishane ikinci adresi haline gelmişti. Uyuşturucu çetelerinin ilaç fabrikası ve dolayısıyla Kamil Taşarla olan bağlantısını bulup çıkaran da İsmail Parin’di. Kaderin cilvesine bakın ki şimdi Kamil, Parin’e bir şekilde yardımcı oluyordu. Hayat gerçekten garip cilveler yapıyordu zaman zaman.

Parin, eski günleri düşünürken kimyager yanında uğursuz suratlı bir tiple karşısına dikildi.

“İşte Avni’yi buldum gazeteci. Ne yapacaksan yap baka-tam.”

“Ben ne yapanm yahu? Bir iki soru soracağım, hepsi o kadar.”

Üç günlük sakalı, uykusuzluktan dibe batmış karanlık bakışlı gözleriyle adeta tısladı Avni:

“Soracaksın da ne olacak? Bu alemin kökünü mû kurutacaksın?”

“Kökünü kurutamam ama bir kolunu kıranm. Senin patronun olacak adi herifi ortadan kaldırmak da az iş değil.”

“Boşversene, biri gider biri gelir bunlann. Biz hepimiz ma-

“Haklı olabilirsin ama susup oturmak da çare değil.”

“Belki de haki ısındır. Zaten bu sefer sonumun geldiğini hissediyorum.”

işini inkar eden San Hasan, paçayı zor kurtardı o sefer. Çünkü üzerimde yirmi gram eroin vardı ve polis patronu çok sıkıştırdı. Ama arabasının soyulduğunu bahane edip zor bela kurtardı paçayı. Bu sefer de iki kilo malla yakalandım. Yine üstüne gidecekler patronun. Gerçi polise birşey söylemedim ama savcıya çıkana kadar yaşatmazlar beni.”

“Bu da ne demek şimdi?”

“Bir de bu içleri bilirim diye geçiniyorsun ha. Bunu sorduğuna göre kara cahilsin. Hiç göz göre göre riske girer mi San Hasan? Bir çözülüp konuşursam batar. Elleri kollan uzundur, her yere yetişir bizimkiler. Hissediyorum, bu sefer beni temiz-

lûv/û/^AİrİAr* ”

lüyüvöivJUı ı

“Biraz büyütmüyor musun?”

“Sen öyle san, görürsün. Bırak şimdi bunian, benden ne öğrenmek İstiyorsun?”

“Sizin çeteyi çökertecek ne biliyorsan anlatmanı istiyorum.”

“Ben defirmedim daha.”

“Yahu daha şimdi öldürülmekten bahsetmedin mi?”

“Evet ama milyonda bir ihtimalle kurtulurum belki, hani umut fakirin ekmeği, ye Mehmet ye hesabı işte.”

“Bak, buradan sağ çıkarsan bana anlatacaklannı unutmaya söz veririm, oldu mu?”

“Olmadı, ne diye sana güveneyim?”

“Bu kadar korkuyla nereye kadar yaşayacaksın?”

-Gittiği yere kadar.”

“Bak, sana zarar verecek hiçbir şey yapmaya niyetim yok. Bütün istediğim biraz bilgi, o kadar.”

“O kadar, öyle mi?”

“Öyle.”

Bir sigara yakan Avni, bir süre düşünceye daldı. Sanki bütün hayatının muhasebesini yapıyordu. Gözlerinde umut ve korkunun ışıklan arka arkaya parlayıp sönüyordu. Konuşup konuşmamakta kararsız olduğu her halinden belli oluyordu. Biten sigarasıyla yenisini yaktıktan sonra Parin’e sordu:

“Benimle konuşmak için polis dövmüşsün, öyle mi?”

“Doğru, öyle oldu.”

“Az çatlak değilmişsin doğrusunu istersen. Ben basit bir taşıyıcıyım sonuçta. Çetenin ayrıntılı işleyişini pek bilmem. Bu malı al şuraya götür derler götürürüm, hepsi bu.”

“Senin İçin San Hasan’ın sağ kolu deniyor.”

“Her duyduğuna inanacak kadar saf mısın sen?”

“Bilmem, belki de satımdır.”

“öyle olsun bakalım. Bence sen yanlış yoldasın. Benim değil Bahadır Şaroğlu denen adamm peşinde olman gerekir.”

“Şu ünlü tütün ihracatçısından mı bahsediyorsun?”

“Evet, o trilyonlarla oynayan alçaktan söz ediyorum.”

“Onun bu işlerle ne ilgisi var?”

“Orasını sen bulacaksın artık. Meraklı gazeteci olan sensin, ben değilim.”

Bir süre huzur bozucu bir sessizlik oldu. Sonunda yine Av-ni söze girdi.

“Gazeteci, her durumda senin benden önce bu delikten çıkacağın kesin. Ben iki kik) malla enselendiğime göre uzunca bir süre delikteyim demektir. Bana bir iyilik yapar mısın?”

“Neymiş bu iyilik?”

“Şu madalyonu Esra Kalkancı*ya ulaştmr mısın? Bak, adresi, telefonu şu kartta yazA.”

“Yahu bu madalyonu buraya nasıl soktun? Benim ayakkabı bağlanmı bile aldı polisler.”

“Biz tecrübeli hapishaneciyiz, sokarız. Karıştırma o kadar. Yapacak mts*ı bu iyttği?”

“Kim bu Esra Kalkancı?”

“Çok ssldden patronun sekreteriydi. Birkaç ay çalışıp ortamı beğenmeyince ayrık*. Patron işIdHenmişti kızdan ama ben çakışmadan koruyunca bir şey yapamadL”

“Bu ne iyilikseverlik böyle Avni?”

“Ne yani, bizim hiç iyi tarafınız olamaz mı?”

“Bu da nasıl laf şimdi?”

Ijf gfci krf işte.”

“Pekala, ver bakalım şunlan. Merak etme, mutlaka yerine ulaştınnm.”

Cevap bırakın