Bir sığırcık ıslık çalar, serçeler çıldırmıştır, martılar ki “sokak çocuklarıdır denizin” gün ağarırken hepsi birer eşkıya kesilir. Camilerdeki güvercin bölükleri yükseklerden aşağı iner ve su birikintilerinde sabah banyolarını yaparken, bir kısım güvercin de heyecanla uçma saatini bekler.

Güvercin beslemenin bir yüzü özgürlükse, diğer yüzü tutsaklıktır. Güvercin kuşbaza, kuşbaz güvercine tutsak…. Her ikisi de birbirinden gönüllüdür bu tutsaklıkta. Şahin bir güvercine daldığında, kuşbazın yüreği cız eder; bir martı keserse uçuşunu kuşbazın eli ayağına dolaşır. Güvercin uçurmak, gönül uçurmak, “don değiştirmek”tir. Bu yüzden güvercin besleyenler halk arasında pek tekin sayılmaz. Kuşbaz mı kuştur, kuş mu kuşbazdır, karışır. Kentin orta yerinde öyle kolay değildir kuşbaz olmak. Güvercinlere uygun bir dam, hatırşinas komşular, gönül dostları gerekir. Aşı boyalı ahşaplar tükenip de İstanbul, güvercin konmaz, sarmaşık tırmanmaz betonlara teslim olduğundan; arsalardan otopark, yeşil alanlardan alışveriş merkezi yapıldığından beri, hem kuşların hem de kuşbazların işi gayet zor…

KUŞLARIN ARZ-I ENDAMI

Güvercincilik gönül işidir dedik, ancak işin ekonomik boyutu da küçümsenecek gibi değil. Bir kuşbaz kuş uçurmaktan zevk alır ama, onları üretmek, özel renk ve desen elde etmek, güvercinin ırk özelliklerini güçlendirmek için de büyük bir mücadele sürdürülür. En iyi damızlıkları bulmak, uygun kuşları birbiriyle çiftleştirerek istediği vasıfta güvercin üretmek için, en az Mendel kadar kafa yorar. Kuşçular arasında rekabet en çok bu konularda hissedilir. En iyi kuşlara sahip olmak, en güzel kuşları üretmek büyük gurur vesilesidir. Bu nedenle damızlık büyük önem taşır ve “ihtiras” doğrultusunda damızlıkların fiyatı da yükselir. Sıradan bir güvercini 3-5 milyona alabilirsiniz. Ancak, sözünü ettiğimiz nitelikteki kuşlara milyarlarca lira teklif edildiği görülür. Bu yanıyla güvercincilik bir ticaret olarak da karşımıza çıkar.

İstanbul’un en eski kuş pazarı, Fatih’te Çarşamba’da kuruluyor. “Çarşamba pazarı gibi” değimini dilimize kazandıran bu geleneksel Pazar yerinin geçmişi, yüzlerce yıl önceye; Venedikli ve Cenevizli gezgin tüccarlarla yerleşik halkın ticaretine dayanıyor. Pazarın barındırdığı çeşitlilik ve yoğunluk, karışıklığı ifade eden “Çarşamba pazarı gibi” sözünün esin kaynağı olmuş. Bu pazarın bir alt birimi olarak gelişen güvercin pazarının ise ne kadar süredir Çarşamba’da kurulduğu kesin olarak bilinmiyor. Güvercinlere bakılırsa, Çarşamba pazarının tarihi kadar eski… Ancak son yıllarda yeni pazarların kurulmasıyla birlikte, Çarşamba pazarı eski önemini yitirmiş durumda. Eski kuşbazların çocukluk anılarını süsleyen diğer bir Pazar ise Aksaray’daki Hammal Dede Türbesi’nde kurulurmuş. Şimdi orada Vatan Caddesi’nin trafiği akıyor.

Pazar günleri Unkapanı Köprüsü’nün Perşembe Pazarı tarafındaki ayağında, Haliç Tersanesi’nin karşı köşesinde; cumartesi günleri ise Topkapı surlarının üzerinde kurulan pazarlar, kuşbazların diğer mekanları. Kısa bir süre öncesine kadar belediye ekipleriyle kuş satıcılarının kovalamaca oynadığı, belediye muhalefetiyle “kaçar pazar” haline gelen bu pazar, bugün yeni açılan Topkapı Hayvan Satış Merkezi’nde, yine cumartesileri kuruluyor. Kuş pazarında, kuşbazlar ve satıcılar yan yana gelir. Hangisi satıcıdır hangisi kuşbaz, zaman zaman birbirine karışır. Sadece binbir emekle yetiştirilenler değil, damlara davetsiz inmiş kaçak kuşlar da burada satılır. Güvercincilik, İstanbul’un kent yaşamında kendine yer bulmasa da, bu merak daha çok eski semtlerde kalmış gibi görünse de, pek öyle sosyo-ekonomik teşhislere izin vermiyor. Her meslek grubundan, her yaşam standardından kuşbaza rastlamanız mümkün. Bu piyasada giysinin markası değil, güvercinin fiyakası önemli.

KUTSAL METİNLERDE GÜVERCİN

Güvercin, Anadolu’da erenlerin, evliyaların “don (kılık) değiştirdikleri” zaman girdikleri biçimlerden biri olarak bilinir. Saflık, arılık, barış, güzellik ve özgürlüğün simgesi sayılan güvercinler, hem mitolojilerde hem de kutsal kitaplardaki öykülerde yer alır. Yunan mitolojisinde güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit olarak karşımıza çıkan güvercini, Nuh tufanının baş kahramanlarından biri olarak görürüz.

Kutsal kitaplarda “Nuh tufanı” diye anlatılan hikaye, Babil ve Sümer mitolojilerinde de yer alır. 1872 yılında Ninive’de yapılan kazılarda çıkarılan ve Asur Kralı Asurbanipal’ın kütüphanesinde bulunduğu anlaşılan bir tablette ise hikaye, tufanı yaşayan Utnapiştim tarafından Gılgamış’a anlatılır. Gılgamış Destanı’nın son bölümünde anlatılana göre kıyamet, 6 gün 6 gece sürdükten sonra, yedinci gün Utnapiştim’in gemisi Nisir Dağı’na oturur. Utnapiştim bir güvercin salar, ancak güvercin konacak yer bulamayıp geri döner. Sonra bir kırlangıç gönderir ve oda geri döner. Son olarak da bir kuzgun salar dışarı ve uçurduğu kuzgun geri dönmeyince, dışarı çıkar. Hikaye Akadca yazılmış olmasına rağmen, Sümerlilere ait bir efsane olduğu kesindir.

Tevrat’taki anlatımda baş rol kuzguna değil güvercine verilir. Nuh önce kuzgun salar dışarı, ardından da güvercin. Üçüncü güvercin ağzında bir zeytin dalı ile geri dönerek, dışarı çıkma vaktinin geldiğini gösterir. Tek tanrılı dinlerde güvercinin yüceltilmesi bununla da kalmaz. İncil’de Yahya tarafından vaftiz edilen İsa’nın başına tanrının ruhunun beyaz bir güvercin olarak konduğundan bahsedilir. Bu nedenle Hıristiyanlıkta kutsal ruhu temsil eden hayvan güvercindir. Kuran’da da kutsanır güvercin: Hz. Muhammed, Kureşlilerden kaçarken bir mağaraya sığınır. Örümcekler tarafından ağla kapatılan mağaranın girişine bir de güvercin yuva yapar. Böylece Hz. Muhammed kurtulur ve güvercin, Müslümanlar tarafından eti yenmeyen ve değerli sayılan bir kuş olarak kalır. Tasavvuf öykülerinde de adı sıkça geçer.

İLK EVCİLLEŞTİRİLEN KUŞ

Güvercin, Columbiformes takımının Columbidae (güvercingiller) familyasını oluşturan 250 kuş türünün ortak adı. Yüksek ve kayalım bölgelerde yaşayan insanlar tarafından ilk kez evcilleştirilen bu kuşların ortaya çıkışı, İÖ. 4500’lere kadar uzanıyor. Farklı cinsleriyle bütün dünyaya yayılan bu kuşların, ev güvercini olarak beslenmesine pek çok kültürde rastlanıyor. İlk evcilleştirildiği dönemden günümüze, yüzlerce evcil güvercin soyu geliştirilmiş durumda.

Güvercincilikle hiç ilginiz olmasa bile mutlaka Mardin sözünü duymuş; takla atmayı seven, hatta bazen takla uğruna kendisini damlara vuran bu oyuncu kuşlardan haberdar olmuşsunuzdur. Posta güvercinleri de en az Mardinler kadar ünlü bir isim. Adı üstünde ulaklık yapabilen, uzun mesafe uçabilen ve yön duygusu güçlü olan bu özel kuşlar, ülkemizde yetiştirilen türler arasında. Güvercinlerin dünyası o kadar geniş ki, bu isim denizinde damla gibi. Dönekler, Mısıriler, Bangolar, Kelebekler, Tavuslar, Çakallar, kuşlara verilen diğer isimler. Türler renk ve desen olarak birbirinden ayrılabildiği gibi, oyuncu kuşlar ve uçucular olarak da sınıflanabiliyor. Bu konuda ülkemizde standartlaşma olmadığından, farklı tasniflere de rastlamak mümkün.

Mısıriler ya da diğer değişle Mısırlı kuşları, Osmanlıdan günümüze gelen özel bir kuş cinsi. Artık orijinallerine pek rastlanmasa da Mısıri özellikleri gösteren kuşlara özel bir önem veriliyor. Bu kuşlar Bango adıyla da anılıyor. Özellikleri; gagalarının çok kısa, baş yapılarının iri, vücutlarının ise narin olması. Kısa gagalı oldukları için beslenmeleri çok güç olan bu zarif kuşların yavrularının bakımı için, uzun gagalı kuşlar bakıcı olarak kullanılıyor. Kelebekler bin metreye kadar yükselebilen, daha sonra da döne döne inen kuşlar. Kökleri selanik ve Üsküp’e dayanan bu kuşları, sese ve ıslığa karşı tepkili hale getirmek mümkün. Bursa güvercinleri ise ülkemizde “damarı” olan bir başka kuş cinsi. Çakal denilen başka bir cins, Şehremini ve Kocamustafapaşa kuşu olarak da biliniyor.

Kuşların desenleri de, cinslerinin dışında başka bir tasnif olanağı veriyor kuşbazlara. Örneğin, baş kısmı silme beyaz olan Baskalar, kanat ve kuyruk renkleriyle ayrılan bangolar, kendi içlerinde de farklı isimler alıyor. Kuşbazlık kendi içinde kapalı bir iş olarak geliştiği için, jargonu da o denli kalabalık anlayacağınız…

GÖKYÜZÜNE DOĞRU

Güvercincilerden dinledim: Her kuşbazın bir kuşbaz olma süreci varmış. Kimi mahallesinde bir ağabeye duyduğu saygı, kimi pazarın renkliliği sayesinde, kimi de para kazanmak için tuttuğu kuşları satmaya çalışırken düşmüş bu tutkuya. Kuş pazarlarında, sadece kuş değil, umut ve beklenti de alınıp satılıyor. İpin ucunda salınmış beyaz güvercin, hayatımızın da bir fotoğrafı değil mi? Özgür bir güvercinle gökyüzünde kanat çırpmak işte bu yüzden, tam da bu yüzden.

Yazan: Sibel Kilimci
Gezi Traveler Dergisi, Sayı 44, Mayıs 2001, sayfa 14-25
Yayına hazırlayan: Yavuz İşçen